Efe Hazretleri’nin Hilâfet İcâzeti

Efe Hazretleri’nin İcâzetnâmesi’nin Baş Kısmı

İkram bulutundan ma‘rifet yağmurlarını dostlarının kalbine döken, böylece seçkin kullarının hatır sayfalarından kendisinden başkalarının harflerinin nakışlarını silen, hikmet pınarlarını denizler gibi dalgalandıran, seher vakitlerinde İlâhî serpintiler eserken ma‘rifetler ve lütuflar yağdıran Allah’a hamdolsun.
İnsanları kurtuluş yoluna irşâd etmek için gönderilen en mükemmel elçi, Allah’ın kullarını hidâyete ileten en fazîletli rehber, yaradılmışlar için rahmet, ihtiyaçların giderilmesi için iltica makamı Muhammed sallallâhü aleyhi ve selemle, âline, ashâbına; ihtilâfları izâle etme konusunda
kaideler te’sîs etmek sûretiyle müslümanlara nasîhat âbideleri, idâre ve hidâyet önderleri olan âline, ashâbına ve nesline en kâmil ve en mükemmel salât ve selâm olsun.
Bu icâzetin sâhibi olan Pasinli Halîfe Hüseyin Efendi’nin oğlu Muhammed Efendi; uzun bir müddet sohbetimizde bulunmuş, bizden Tarîkat-ı Âliyye-i Nakşibendiyye sâdâtının âdâbını almış ve bu âdâbı ciddî bir bağlılıkla kendi nefsinde edâ etmeye devam etmiş olup; kendisinde irşâd etme, müridleri terbiye etme ve yol gösterme kabiliyeti müşâhede ettiğimizde kendisine bu konuda hilâfet icâzeti verdik.
Nitekim bana da bu icâzeti ; şeyhim, efendim, mevlâm ve imamım -Allah yüce sırını mukaddes eylesin- tarîkatın kutbu, hakîkat ilimlerine dalan, kendisiyle iftihâr ettiğimiz senedimiz, Mevlânâ Seyyid Tâhâ kuddise sirruhû hazretleri vermişti.
O da bu icâzeti; amcası olan, devam edegelen bu nûrun vârisi Seyyid ve Şerif Abdullah Hekârî’den bu âdâbı telakkî ettikten sonra; irşâd dâiresinin kutbu, ebdâl ve evtâdın ziyaretgâhı, dînin müceddidi, âşıkların kalbinin huzûru Ziyâeddin Ebi’l-Behâ Hazret-i Mevlâna Hâlid (Bağdadî) kuddise sirruhû hazretlerinden almıştı.
O da şeyhi olan, hem maddî hem de ma‘nevî kemâli hâiz olan Şeyh Abdullah Hindî Dehlevî kuddise sirruhû hazretlerinden;
O da Muallâ, müzekkâ, musaffa, mutahhar Şemseddin Habîbullah Can-ı cânân Mazhar kuddise sirruhû hazretlerinden;
O da zatî, sıfatî ve şuûnî tecelllî ile şereflenen Seyyid Nur Muhammed Bedevânî kuddise sirruhû hazretlerinden;
O da Hakka’l-Yakîn denizinin dalgalarına dalan, Allah dostlarının sultânı Şeyh Seyfüddin kuddise sirruhû hazretlerinden;
O da şeyhi ve babası olan, gizli sırrın emîni, şeyhlerin şeyhi, el-Urvetül-Vüska (en sağlam kulp) Şeyh Muhammed Ma‘sum kuddise sirruhû
hazretlerinden;
O da şeyhi ve babası olan, hayret verici derecelere mazhâr, sırlar ve mânâlar kaynağı, ikinci bin yılın müceddidi İmâm-ı Rabbânî Şeyh Ahmed Fârûkî Serhendî kuddise sirruhû hazretlerinden;
O da zatî muhabbet şarabını ikram eden, râzî olunan dîni te’yid eden, Kutub, Şeyh Muhammed Bâkî kuddise sirruhû hazretlerinden;
O da yüce ikrâm sâhibi, Velî Mevlânâ Hacegî es-Semerkandî Emkinekî kuddise sirruhû hazretlerinden;
O da şeyhi ve değerli babası olan, müceddid, şeyhlerin şeyhi Mevlânâ Derviş Muhammed kuddise sirruhû hazretlerinden;
O da şeyhi ve dayısı, ruku ve sücud ehli, şeyhlerin şeyhi Mevlânâ Muhammed Zâid (Parsa) kuddise sirruhû hazretlerinden;
O da dîni yayan, Nakşibendî meşrebini takviye eden, Hâce Ahrar diye bilinen Şeyh Ubeydullah Semerkandî kuddise sirruhû hazretlerinden;
O da Bârî Tealâ’nın inâyetlerinin peşpeşe yağmasının kaynağı Mevlâna Yâ‘kub Çerhî Hisarî kuddise sirruhû hazretlerinden;
O da esrâr hazînelerinin anahtarı, Kutublar Kutbu Alâeddin Attâr diye bilinen Şeyh Muhammed Buhârî kuddise sirruhû hazretlerinden;
O da bu tarîkatın imâmı, mahlûkatın imdâdı, yağmakta olan feyzin ve yayılmakta olan nûrun sâhibi Şah-ı Nakşibend diye ma‘ruf olan
Bahâeddin Muhammed Üveysî Buhârî kuddise sirruhû hazretlerinden;
O da ma‘rifet ve kemâl menbaı, Seyyidler Seyyidi Hazret-i Seyyid Emir Gülâl kuddise sirruhû hazretlerinden;
O da mâsivâ’yı unutarak tamamen Allah’a yönelen, evliyânın kutbu Şeyh Baba Semmâsî kuddise sirruhû hazretlerinden;
O da “el-Ganî” -her şeyden müstağnî- olan Mevlâ’sının muhabbetinde kendini kaybetmiş olan Hazret-i Azîzân diye ma‘ruf olan Hâce Ali
Râmitenî kuddise sirruhû hazretlerinden;

Efe Hazretleri’nin İcâzetnâmesi’nin Son Kısmı

O da dünyevî ve uhrevî isteklerden yüz çevirmiş olan, şeyhlerin şeyhi Şeyh Mahmud İncîr Fağnevî kuddise sirruhû hazretlerinden;
O da beşerî hicabdan sıyrılmış olan, evliyânın kutbu Şeyh Arif Rîvgerevî kuddise sirruhû hazretlerinden;
O da Rabbânî kutub, mahlûkâtın imdâdı, evliyânın kutbu Şeyh Abdü’l-Hâlık Gucdüvânî kuddise sirruhû hazretlerinden;
O da samedânî gavs Şeyh Yûsuf Hemedânî kuddise sirruhû hazretlerinden;
O da İlâhî muhabbet şarabından kana kana içen, evliyânın kutbu Şeyh Ebu Ali Fâramedî kuddise sirruhû hazretlerinden;
O da Sübhânî sevgiye lâyık, Allah’a ulaşanların imdâdı Şeyh Ebu’l-Hasen Harakanî kuddise sirruhû hazretlerinden;
O da ilhâmî te’yid ile desteklenmiş olan, âriflerin sultânı, Şeyh Ebû Yezid Bestâmî kuddise sirruhû hazretlerinden;
O da imamların imamı, Hakkı konuşan İmam Câ‘fer Sâdık radıyâllahu teâlâ anhu hazretlerinden;
O da annesinin babası, yedi büyük fakîhden biri olan Kasım bin Muhammed bin Ebî Bekir es-Sıddîk radıyallahu teâla anhu hazretlerinden;O da garip sahâbî, Rasûlün Ehl-i beyt’inden sayılan, değerli ve makbûl şahsiyet Selmân Fârisî radıyallahu teâlâ anhu hazretlerinden;
O da tahkîk ehline göre imamların en fazîletlisi, Allah Rasûlü Sallallâhu teâlâ aleyhi ve selem ve âlihi Efendimiz’in halîfesi ve mağara arkadaşı Hazret-i Ebû Bekir Sıddîk radıyallâhu teâla anhu hazretlerinden;
O da sadâkat ve safâ menbaı, yaradılmışların en fazîletlisi, peygamberlerin sonuncusu, âlemlerin Rabbi’nin sevgilisi, Efendimiz Muhammed Muhammed Mustafa sallallâhu teâlâ aleyhi ve alâ âlihî ve ashâbihî hazretlerinden -el almıştır-.
(II. Sened) Yine Şah Nakşibend hazretleri, Gucdüvânî’nin rûhâniyetlerinden îtibâren senedin sonuna kadar icâzetlidir.
(III. Sened) Fâramedî de aynı şekilde Şeyh Ebu’l-Kasım Gürgânî’den;
O da Şeyh Ebû Osman Mağribî’den;
O da Şeyh Ebû Ali Kâtib’den;
O da Ebû Ali Rudbârî’den;
O da Şeyh Ebu’l-Kasım Cüneyd Bağdâdî’den;
O da Seriyy Sekatî’den;
O da Mâ‘rûf Kerhî’den;
O da İmam Ali Rızâ’dan;
O da babası Mûsa Kâzım’dan;
O da babası İmam Câ‘fer Sâdık’dan;
O da babası İmam Muhammed Bâkır’dan;
O da babası İmam Zeyne’l-Âbidîn’den;
O da babası İmam Hüseyin’den;
O da babası Mü’minlerin Emîri İmam Ali bin Ebî Tâlib kerremallâhü vechehû hazretlerinden;
O da peygamberlerin Seyyidi, Âlemlerin Rabbi’nin Sevgilisi Muhammed Mustafa sallallâhu teâlâ aleyhi ve alâ âlihî hazretlerinden -el almıştır-
. Bu nisbet “Altın Silsile” diye adlandırılmaktadır.
(IV. Sened) Kerhî ise Dâvud Tâî’den;
O da Habib A‘cemî’den;
O da Hasen Basrî’den;
O da mü’minlerin emîri Ali Bin Ebî Tâlib radıyallâhu teâlâ anhu ve kerreme vechehû hazretlerinden;
O da iki âlemin seyyidi, Âlemlerin Rabbi’nin Sevgilisi Muhammed Mustafa hazretlerinden almıştır. O’na ve diğer peygamberlere, her birinin
âl ve ashâbına en kâmil salât ve selâm olsun. (V. Sened) Yine Hazreti Ali; (Ebû Bekir) Sıddık’dan; O da Nebî hazretlerinden el almıştır. Allah O’na, diğer iki zata ayrıca diğer Ehl-i beyt’ine ve bütün ashâbına salât ve selâm eylesin. Ben, bu icâzet sâhibine el-Cebbâr el-A‘lâ olan Allah’dan hayır diledikten ve Silsile-i Aliyye sâdâtından izin isteyip bu konuda onlardan defalarca izin aldıktan sonra icâzet verdim.
Allah dostlarının yoluna sarılmayı arzu eden “mürid”; bu icâzet sâhibiyle birlikte olmayı ganîmet bilsin. Onun emrine sarılan kişiyi akıl sâhiplerinin aklının alamayacağı nîmetler ile müjdelerim. Bu kişiye Kitab ve sünnete uymasını, keşf ve vicdân ehlinin üzerinde ittifak ettikleri şekilde Fırka-i nâciye -tek kurtuluş grubu- olan Ehl-i sünnet görüşleri gereğince sahih akîde sâhibi olmasını tavsiye ederim.
Ayrıca Kur’ân hâfızlarına, fakihlere, yoksullara hürmet etmesini, tertemiz bir kalb, müsâmaha dolu bir gönül, cömert bir el, güler bir yüz
sâhibi olmasını; ikrâm ehli, eziyet verici şeyleri ortadan kaldıran, kardeşlerin kusurlarını affeden, küçük-büyük herkesin iyiliğini isteyen, tartışmaları terk eden, tamahkârlığı bırakan, ihtiyaçlarını arz etme konusunda sâdece ve sâdece -kendisine güvenen kulunu asla zâyi etmeyen- Allah Teâlâ’ya dayanan bir kimse olmasını tavsiye ederim. Bu kişi; kurtuluşu sâdece doğrulukta aramalı, Allah Teâlâ’ya ulaşmayı sâdece Mustafa sallallâhu aleyhi ve selleme uymakta bulmalı, kendisini hiç kimseden daha üstün görmemeli, hatta nefsinde bir varlık görmemeli, lâf taşıma ve kıskançlıkla dil uzatanları Allah Teâlâ’ya havâle etmeli, bütün işlerinde sabrı şiâr edinmeli, sâdâtın âdetlerini kendisine rehber, tevekkülü güç kaynağı, teslimiyeti dayanak, rızâyı normal bir âdet, kanaati sermâye edinmeli, eziyetlere karşı tahammül etmekten zevk almalıdır.
Allah Teâlâ, beşerin en fazîletlisi Efendimiz Muhammed Mustafa’ya, en hayırlı Ehl-i beyt ve ashab olan O’nun Ehl-i beyt’i ve ashâbına salât
eylesin. Şu anda ve netîcede hamd sâdece Allah Sübhânehû Teâlâ’ya mahsustur.
Bunu el-Melîk, el-Allâm olan Allah’ın lütuflarına muhtaç kul, halka duâcı olan Muhammed Tâhî el-Hâlidî en-Nakşbendî ifâde etti.
Bu izin ve icâzet, izzet ve şeref sâhibi Efendimiz sallallâhu teâlâ aleyhi ve sellemin hicretinden 1312 yıl sonra sâdır olmuştur.